Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik

Marmara_pdr_2007 Girişliler Paylaşım Sitesi
 
AnasayfaAnasayfa  PortalPortal  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

 

AŞK NEDİR, NE DEĞİLDİR...?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Yazar Mesaj
bedirxan" target="_parent">bedirxan
Yeni Üye
Yeni Üye
avatar

Erkek
Yaş : 35 Kayıt tarihi : 24/03/08 Mesaj Sayısı : 1 Nerden : İş/Hobiler : Kaçıncı Sınıf :

MesajKonu: AŞK NEDİR, NE DEĞİLDİR...?   Perş. Nis. 10, 2008 12:34 pm

AŞK NEDİR, NE DEĞİLDİR...?

- Çağlar boyunca aşk için ölenler oldu ve aşk için öldürenler. Fetihlere girişen imparatorlar da vardı aşkını ispatlamak için, aşkı için zincire vurulanlar da. Korkak aşıklar da oldu tabii cesur, gözüpek aşıklar gibi. Dünyaya meydan okuyanlar vardı aralarında, zavallı olanlar ve zavallılaşanlar da.

Ama en zavallıları hep aşkı anlatmaya, aşkı formüle etmeye çalışanlar olageldi. Büyük bir çoğunluk için nafile bir çabaydı bu. Büyük adamlar da vardı aşk üzerine sözler söyleyen. Bunların arasından bazıları çoğunluğun damarına basmayı bildi…

Ünlü Yunan düşünürü Aristo aşk için “Aşk iki vücut arasındaki müşterek bir ruhtur” demiş mesela. Ümit Yaşar bir şiirinde aşkın formülü olarak “1 artı 1 eşittir 1” diye göstermiş; Albert Einstein de 1940’larda insanları aşka düşüren şeyin yerçekimi olmadığını açıklamıştı.

AŞK ABARTIDIR

Biraz daha gerçekçi insanlar için Shaw’un "Aşk bir kişi ile tüm ötekiler arasındaki farkın büyük ölçüde abartılmasıdır” savı vardır.

Bundan önce yaşayan şairler, yazarlar, düşünürler ve tanıdık bildik aşıklar, aşk üzerine söylenebilecek sözlerin büyük kısmının teliflerini ellerinde bulundurduğu için günümüzde aşkı açıklamak, onu tanımlamak bilim insanlarının, nörologların işi oldu.

Bilim insanları bu konuda çok da iddialı. Dünyanın çeşitli merkezlerindeki en saygın araştırma kuruluşları aşkı, aşka iten dürtüleri ve aşkın kimyasal açıklamasını yapmak için milyonlarca dolarlık projeleri hayata geçiriyor.

Misal bilim insanları Cemal Süreya’ya “Dünyanın en güzel kadını/ Bu oydu / Saçlarını tarasa baştanbaşa Rumeli” dedirten şeyi çoktan çözmüş durumda.

Rutgers Üniversitesi insanbilimcilerinden Helen Fisher'e göre beyinde romantik duygularla devinime geçen dopamin kanalları yoğun odaklanma ile de ilintili olduğundan, sevilen kişinin hoşa gitmeyen özellikleri bir yana atılıyor ve beyin yalnızca hayran olunan özelliklere odaklanıyor. Fisher aşık olanlarda beynin korku ve öfke ile ilintili olan amigdala bölgesindeki etkinliğin azaldığını söylüyor. Yani aşık olan kişi, aşık olduğu kişiye sinirlenmiyor, ona karşı normal reflekslerini göstermiyor, onu bambaşka bir şekilde görüyor.

AŞK BEYNİN KİMYASAL YAPISINI DEĞİŞTİRİYOR

İtalyan bilim insanları yaptıkları araştırmayla aşık olan insanların beynindeki hormonel ve kimyasal değişikleri derinlemesine inceledi ve bu kişilerin beyinlerinde bazı kimyasal maddeleri normale oranla daha fazla salgılandığını tespit etti. Pavia Üniversitesinde yapılan araştırmada kullanılan deneklerde beynin dopamin, norepinefirin ve serotinin maddelerini daha fazla salgıladığı görüldü.

Bu maddelerin fazla salgılanması beyinde haz merkezini harekete geçiriyor ve bunun yan etkisi olarak kalp atışlarının hızlanması, yemeden içmeden kesilme, aşırı heyecanlanma görülebiliyor.

Bilim insanlarının “sinir arttırıcı faktör” olarak nitelendirdikleri bir protein molekülü de aşkın ilk dönemlerinde vücutta aşırı artış gösteriyor. Araştırmalarda özellikle normalde nöronların işlerliğinin sağlanması için salgılanan dört nörotrofin proteini (NGF, BNDF, NT-3 ve NT-4) seviyelerinin yükselmesinin aşık olan kişilerin ilk dönemlerde aşırı hassas ve duyarlılığa yol açtığı görülüyor.

Bir başka araştırmaya göre oksitosin ve vasopressin hormonlarının insanlardaki aşk olgusunda çok önemli bir rol oynadığı görülüyor. University College London'dan Andreas Bartels ve Semir Zeki uzun yıllar birlikte olan çiftleri, eşlerinin fotoğraflarına bakarken beyinlerini taradıklarında bu iki hormon düzeyinin aşık olma durumu ile doğru orantılı olarak artış gösterdiğini tespit etti.

FARELERİ DE AŞIK ETTİLER

Tıp dünyası hangi konuda olursa olsun mutlaka fareleri işe karıştırır. Aşk konusunda araştırma yapan bilim insanları fareleri de birbirine aşık ettirmeye kalkıştı. Ve işin tuhaf tarafı başardılar da.

Georgia, Atlanta'daki Emory Üniversitesi'nden Larry Young ve meslektaşları, çok eşli farelere tek bir virüs enjekte ederek, tek eşli yapmayı başardılar. Virüs, tek eşli farenin gen varyantını çok eşli farenin beynine taşıdı. Ve bunun tam tersi olarak tek eşli farelere sensorları bloke eden bir ilaç verildiği zaman, çok eşli fareler gibi, tek eşliler çiftleşme sona erer ermez yeni bir eşin peşine düştüler.

Bilim insanları farenin başka eş aramasını engelleyen mekanizmanın insanda çeşitli düzeylerde var olduğunu düşünüyor ve bunun bir genden ve o genin kontrol ettiği kimyasallardan, proteinlerden kaynaklandığına inanıyor. Tabii bu genin baskınlığı kişiden kişiye değişiyor, sadakatin kişiden kişiye değiştiği gibi.

Yani bir gün aşk sözleri söyleyip ertesi gün başka birinin peşine düşen birinin sorunu sadece düşüncede değil. “Kimyası bozuk” da denebilir kendisine.

Helen Fisher tutkulu romantik aşkı neyin tetiklediği konusunda kesin bir bilgi olmamakla birlikte, insanların genellikle kendilerine benzer etnik ve sosyo-ekonomik özelliklere, ortak dinsel değerlere, eğitim ve zekâ düzeyine sahip kişilere aşık olduklarına dikkat çekiyor.

MANTIKLI İNSAN KENDİNE HEP BAŞKA EŞ ARAR

New England Üniversitesinden David Smith de Fischer’in yaklaşımını destekleyen bir bakış açısıyla aşka bakıyor. "İnsanlar mantıklı davranıp en uygun olası eşi arıyor olsalar, asla durmazlardı. Yaşam onca insanı tanımamıza el vermeyecek denli kısa. Bu yüzden insanları, en azından geçici bir süre için, aramaktan vazgeçiren bir düzenek olsa gerek," diyen Smith,"Sırılsıklam aşık olmak eş bulma sorununa getirilen en etkili çözümlerden biridir" diye ekliyor.

AŞKIN SON KULLANMA TARİHİ!

Peki “Aşk biter mi?”. Bilim insanlarına göre biter. Araştırmalarda uzun süreli ilişkileri olan kişileri denek olarak kullanan bilim insanları bu kişilerde ilk aşk dönemindeki hormon düzensizliklerinin ve aşırı protein salgılamasının olmadığını gördüler.

Bilime göre ilk andaki aşkın en fazla ömrü 3 sene. 3 seneden sonra artık eşler aşık olmadan önceki normal yapılarına geri dönüyorlar. Tabii bu kimi insanlarda çok daha kısa sürebiliyor.

AŞK DEDİĞİN YALAN KARDEŞİM!

Bilim insanları insanın aşka programlandığını düşünüyor. Araştırmalar insanların, başarıyla üremek üzere evrilen canlılar olduklarını ve buna göre bir seçicilik içinde olduğunu gösteriyor. Örneğin kadınlarda erkek tarafından en çok aranan özellikler doğurganlık ve bağlılık iken, kadınların erkeklerde en çok aradığı özellikler biyolojik uygunluğu, kaynaklar ve adanma olarak görülüyor. Bu arayış sağlıklı ve iyi şartlarda üremenin bir arayışı olarak ifade ediliyor.

Rutgers Üniversitesinden Helen Fisher tutkulu romantik aşkı neyin tetiklediği konusunda kesin bir bilgi olmamakla birlikte, insanların genellikle kendilerine benzer etnik ve sosyo-ekonomik özelliklere, ortak dinsel değerlere, eğitim ve zekâ düzeyine sahip kişilere aşık olduklarına dikkat çekiyor.

Fisher uygun özellikte kişinin seçilmesinde esas alınan ölçütlerin çocukluktan itibaren yaşanan deneyimlerle oluştuğuna inanıyor ve bu ölçütlerin tümüne "aşk haritası" adını veriyor. Öyle ki, birey kendi aşk haritasına uygun biriyle yüz yüze geldiğinde ona aşık olmaya programlanıyor.

Bu program nedeniyle insanlar sürekli olarak kendilerine eşleri hakkında yalan söyleyerek O’nun kendisine en uygun eş olduğuna inandırmaya çalışıyor. Bazı bilim insanları bu yalanı direk “aşk” olarak adlandırıyor.

Peki gerçekten aşk yalan mı, yoksa bir protein zinciri mi, yoksa genlerimizde yerleşik bir program mı? Bilim insanlarının da, sıradan insanların da, aşık insanların da, birbirine her gün yalan söyleyen ya da birbirini gerçekten seven insanların da bu konuda bir anlaşmaya varması çok mümkün görülmüyor.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör

AŞK NEDİR, NE DEĞİLDİR...?

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik :: DİĞER KONULAR :: İlginç Olaylar -
forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Ücretsiz blog